Antalya
GENEL
BİLGİLER
Yüzölçümü: 20.723 km²
Nüfus: 1.719.751 (2000)
Coğrafi Konumu :
Antalya ili,
Türkiye’nin güneyinde, merkezi Akdeniz kıyısında olan bir turizm merkezidir.
Kuzeyinde; Burdur, Isparta, Konya, doğusunda; Karaman, Mersin, batısında; Muğla
illeri vardır. Güneyi, Akdeniz ile çevrelenmiştir. Türk Riviera’sı Antalya
kıyılarının uzunluğu 630 km’yi bulur.
Tarihçe : "Attalos
Yurdu" anlamına gelen Antalya, II. Attalos tarafından kurulmuştur. Bergama
Krallığı’nın sona ermesiyle (M.Ö. 133) bir süre bağımsız kalan kent, daha sonra
korsanların eline geçmiştir. M.Ö. 77’de Komutan Servilius Isauricus tarafından
Roma topraklarına katılmıştır. M.Ö. 67’de Pompeius’un donanmasına üs olmuştur.
M.S. 130’da Hadrianus’un Attaleia’yı ziyaret etmesi şehrin gelişmesini
sağlamıştır. Bizans egemenliği sırasında piskoposluk merkezi olan ismi görülen
Attaleia, Türklerin eline geçtikten sonra büyük bir gelişme göstermiştir. Modern
şehir, antik yerleşmenin üzerine kurulduğundan, Antalya’da antik çağ
kalıntılarına çok az rastlanmaktadır. Görülebilen kalıntıların ilki, eski liman
olarak nitelenen liman mendireğinin bir kısmı ve limanı çevreleyen surdur.
Surların park dışındaki kısmında restorasyonu yapılan Hadrian Kapısı Antalya’nın
en güzel antik eserlerinden biridir.
Antalya şehri ve çevresine antik çağda, “çok
verimli” anlamına gelen Pamphylia, Batı kesimine ise Lykia denirdi. Milattan
önce VIII. yüzyıldan itibaren buraya Ege denizinin Batı kıyılarından göçenler;
Aspendos ve Side gibi şehirleri kurmuşlardır. II. yüzyıl ortalarında hüküm süren
Bergama Kralı II. Attalos, Side’yi kuşatmıştı. Antalya’nın yaklaşık 75 km.
doğusundaki Side’yi alamayan kral, şimdiki il merkezinin olduğu yere gelerek bir
şehir kurdu. Buraya onun adı verilerek Attaleia dendi. Zaman içinde Atalia,
Adalya diyenler oldu. Antalya, onun adından gelmektedir.
Yapılan arkeolojik
kazılarda Antalya ve bölgesinde, günümüzden 40 bin yıl önce insanların yaşadığı
ispat edilmiştir. Milattan önce 2000 yılından bu yana bölge, sırasıyla; Hitit,
Pamphylia, Lykia, Kilikya gibi kent devletlerinin ve Pers, Büyük İskender ile
onun devamı sayılan Antigonos, Ptolemais, Selevkos, Bergama Krallığı’nın
idaresine girmiştir. Daha sonra Roma Devleti, hüküm sürmüştür. Antalya’nın antik
çağdaki adı Pamphylia idi ve burada kurulan şehirler bilhassa II. ve III.
yüzyılda altın çağını yaşadı. V. yüzyıla doğru da eski ihtişamını
kaybetti.
Yöre Doğu Roma ya da Türkiye’de tanınan adıyla
Bizanslıların hâkimiyeti altındayken, 1207’de Selçuklular tarafından Türk
topraklarına katıldı. Anadolu Beylikleri devrinde ise Teke Aşiretinin bir kolu
olan Hamitoğulları’nın egemenliğine girdi. Teke Türkmenleri, Türklerin eski
yurdu bugünkü Türkmenistan’da da nüfus olarak en büyük boylardan biridir. XI.
yüzyılda bir kısmı buraya gelmiştir. Bugün Antalya’nın kuzeyi ile Isparta ve
Burdur’un bir kısmı olan Göller Bölgesinin, bir adı da Teke yöresidir.
Osmanlılar zamanında Anadolu eyaletine bağlı Teke sancağının merkezi, şimdiki
Antalya il merkeziydi. O yıllarda buraya Teke sancağı denirdi. İlin şimdiki adı
ise aslında antik çağdaki adının biraz değişmiş şeklidir ve Cumhuriyet döneminde
verilmiştir.
XVII. yüzyılın ikinci yarısında Antalya’ya gelen ünlü Osmanlı
seyyahı Evliya Çelebi, kale içinde dört mahalle ve üç bin ev, kale dışında 24
mahallesi olduğunu belirtir. Şehrin çarşısı ise kale dışındaymış. Evliya
Çelebi’ye göre limanı, 200 parçalık gemi alacak büyüklüktedir. İdarî bakımdan
Konya’ya bağlı Teke Sancağı’nın merkezi olan Antalya, Osmanlı imparatorluğunun
son yıllarında bağımsız sancak haline getirildi.
Kaleiçi ; büyük bir bölümü yıkılmış ve yok
olmuş at nalı şeklinde içten ve dıştan surlarla çevrilidir. Surlar, Helenistik,
Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı devirleri ortak eseridir. Surların 80 burcu
vardır. Surların içinde kiremit çatılı 3.000 kadar ev bulunmaktadır. Evlerin
karakteristik yapıları Antalya'nın sadece mimari tarihi hakkında fikir vermekle
kalmaz, aynı zamanda bölgedeki yaşam tarzını, gelenek ve görenekleri en iyi
şekilde yansıtır. 1972 yılında Antalya iç limanı ve Kaleiçi semti, özgün dokusu
nedeniyle "Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu" tarafından "SİT
bölgesi" olarak koruma altına alınmıştır. Turizm Bakanlığı'na "Antalya- Kaleiçi
Kompleksi" restorasyon çalışmasından dolayı, 28 Nisan 1984’de FİJET
(Uluslararası Turizm Yazarları Birliği) tarafından Altın Elma Turizm Oskarı
ödülü verilmiştir. Günümüzde Kaleiçi otelleri, pansiyonları, restoranları ve
barları ile eğlence merkezi haline gelmiştir.
Eski Antalya Evleri
: Yazların
çok sıcak ve kışların ılık geçtiği Antalya'da eski evlerin yapımında soğuktan
çok, güneşi önlemeye ve serinlik sağlamaya önem verilmiştir. Gölgeli taşlıklar
ve avlular hava akımını kolaylaştıran özelliklerdir. Depo ve hol görevi yapan
girişi ile üç kat üzerine kurulmuştur.
Yivli Minare: Antalya’nın ilk Türk yapısıdır.
Merkezde liman yakınındadır. Üzerindeki yazıta göre Anadolu Selçuklu Sultanı
Alâeddin Keykubat’ın yönetimi zamanında (1219-1236) inşa edilmiştir.
Tuğla ile örülen gövdesi, sekiz yarım silindirden oluşur. Bu minarenin
bitişiğinde bir cami varsa da yıkılmış olmalıdır. Çünkü Minarenin yanındaki Cami
daha geç devre, 1372 yılına aittir. Bir Türk Beyliği olan Hamitoğulları
zamanında, Tavaşi Balaban adlı bir mimar tarafından yapılmıştır.
Ulu Cami: Kesik Minare adıyla da bilinir.
Aslında bir Bazilika olarak V. yüzyılda inşa edilmiştir. İlk eserden çok az
bölüm ayakta kalmış, Bizans döneminde değişikliklere uğramıştır. Eser,
Osmanlılar zamanında tamir görmüş, bir kısmı Mevlevihane olarak kullanılmış,
sonra cami olarak hizmete açılmıştır.
Karatay
Medresesi:
İl merkezindeki önemli Türk İslâm yapılarından olup XIII. yüzyıl ortasında inşa
edilmiştir.
Evdir Han: 20. yüzyıl başlarına kadar
ulaşım at ve develerle sağlanır, ticaret malları da bu hayvanlarla nakledilirdi.
Kervanlar yollarda, “Han” ve kervansaraylarda konaklardı. İşte Evdir Han da
bunlardan biridir. Antalya’dan kuzeye giden yol üstündedir. Bugünkü
Antalya-Korkuteli kara yolunun 1 km. doğusunda ve il merkezine 18 km.
uzaklıktadır. En fazla dikkati çeken kısmı sivri kemerli portalıdır. XIII.
yüzyılın başlarında yapılmış bir Selçuklu eseridir.
Kırkgöz Han: Antalya – Afyon eski
yolundaki ikinci durak yeri Kırkgöz Han’dır. Kırkgöz Han Antalya’ya 30 km.
uzaklıkta bulunan Kırkgöz’de, Pınarbaşı mevkiindedir. Çok sağlam bir
durumdadır.
Düden Şelâleleri: Antalya il merkezinin yaklaşık 10
km. kuzeydoğusundaki bu şelâle, şehri simgeleyen tabiat güzelliklerindendir. 20
metre yükseklikten dökülür. Ana kaynağı Kırkgöz mevkisidir. Aşağı Düden Şelâlesi
ise Lâra Plajı yolundadır. Kent merkezinin güneydoğusunda, 40 metre
yükseklikteki falezlerden denize dökülür. Antalya’nın simgeleşmiş tabiat
güzelliklerindendir.
Kurşunlu
Şelâlesi: İl
merkezinin doğusundaki Alanya yolunun 24. km’sindeki sapaktan Isparta yoluna
girildikten 7 km. sonra ulaşılabilir. Bu tabiat harikası da en çok ziyaret
edilen yerlerden biridir. Şelâle bir masal diyarından çıkıp gelmiş gibidir.
Yemyeşil derin bir vadinin içindedir. Bütün çevresi yaklaşık yarım saatlik bir
yürüyüşle gezilebilir. Yer yer gölcüklerin oluştuğu sularda çok sayıda balık
yaşamaktadır. Aynı zamanda zengin faunası ile dikkat çeker. Düden, Kurşunlu ve
Manavgat Şelâleleri, birçok Türk filminde mekân olarak kullanılmıştır. Hepsine
de otobüsle rahatlıkla gidilebilir.
Lâra - Konyaaltı
Plajı:
Antalya il merkezinin 10 km. kadar doğusundaki doğa harikası Lâra Plajı ile Antalya merkezinin
batı kıyısındaki Konyaaltı Plajı şehrin en güzel kıyılarıdır.
Perge: Antalya 18 km doğusunda, Aksu
Bucağı yakınındadır. Kilikya - Pisidia ticaret yolunun üstünde yer aldığı için
önemli bir Pamphylia şehridir. Kuruluşu diğer Pamphylia şehirleriyle aynı zamana
rastlar (Milattan Önce VII yüzyıl). Perge, Hıristiyanlar için önemli bir kent
idi. Aziz Paulos ve Barnabas, Perge’ye gelmiştir. Magna Plancia gibi kimi
zenginler buraya önemli anıtlar kazandırmışlardır. İlk kazıların 1946 yılında
İstanbul Üniversitesi tarafından başlatıldığı Perge’de; Tiyatro, Stadyum,
Sütunlu Cadde, Agora’dan oluşan şehir kalıntıları bulunmuştur.
Karain
Mağarası:
Antalya’nın 27 km. kuzeybatısında, Yağcılar sınırları içindeki Karain
Mağarasında bulunan kalıntılar Paleolitik, Mezolitik, Neolitik ve bronz
çağlarına aittir. Bu mağara, görülmesi gereken yerlerdendir.
Ariassos: Antalya-Burdur otoyolunun 48.
kilometresinde, sola dönülen bir sapaktan 1 km. içerdedir. Bir dağın yamacında
kurulmuş olup, hamamları, kaya mezarları açısından görülmeye değerdir. Ariassos
kentine girilen vadinin başlangıcında kentin en görkemli kalıntısı olan giriş
kapısı yükselir. Roma devrinden kalma bu anıt, 3 kemerli ve dolayısıyla 3
girişli olduğu için, yöre halkınca “Üç kapı” diye anılır. Kentin şaşırtıcı bir
özelliği, dörtte üçünün, olağanüstü gösterişli anıtsal mezarlar olan nekropolis
kalıntısı olmasıdır.
Hayat Tarzı :
Antalya ve çevresinde, asırlardır
süzülen iki hayat tarzının da mirası vardır. Türkler buraya ilk geldiklerinde
yerleşik düzene hemen uymuşlar; köy, kasaba ve şehirler kurmuşlardır. Nüfusun
bir kesimi ise Türklerin Anadolu’ya gelmesinden önce olduğu gibi konargöçer
hayatı sürdürmüştür. Yarı yerleşik demek olan bu hayat tarzına göre, birbirine
akraba en az 15–20 aile, bazen de yüzlerle ifade edilen sayıdaki aileler; kıl
çadırlarda yaşar, yazın dağlara çıkar, kışın ise kışlak denen sıcak ovalara
inerlerdi. Deve, koyun gibi hayvanları yetiştirir bunlardan ürettikleri
ürünleri, yerleşik halkın ürünleriyle değişerek ya da satarak geçinirlerdi. Et,
süt, yağ üretirler, kıl çadır ve doğal kökboyalı kilim dokurlardı. Kışlaklarda
dar alanlara tahıl, sebze ekenler bile olurdu. Hatta Osmanlı ordusuna at
yetiştiren büyük konargöçer grupları (aşiret, oymak) vardı.
Bugün Avrupa’nın en önemli müzelerini süsleyen
Türk kilimleri, bu insanların el emeği göz nurudur. Günümüzdeki halk müziği
kültürünün çok büyük bir kısmı konargöçerlerden mirastır. Karacaoğlan, Dadaloğlu
gibi Türk halk şiiri ve müziğinin en büyük ozanları, bu kültürün
temsilcileridir. Eskiden beri kırsal kesimdeki köylerde yerleşik hayatı
sürdürenler kendilerini, “yerli, köylü” gibi tabirlerle nitelerken, Yörüklerin
topluca yerleştiği bir köye gitseniz “Burası Yörük köyü” derler Türkiye’nin
hemen her tarafında bu tür nitelemeleri duyabilirsiniz. Ancak insanlar eskilere
uzanan bu hayat farkını bu şekilde vurgulasa da, hepsi aynı köke sahiptir ve
Türk’tür. Aslı birbirlerine farklı gözle bakmazlar ve bunu bir zenginlik olarak
görürler.
Bugün Türkiye, çağdaş modern hayata en iyi uyum sağlayan,
teknolojiyi en iyi şekilde kullanan ülkelerden biridir. Ama hem nostaljik hem de
kültürel değeri olan, binlerce yıldır devam eden hayatı sürdüren, birkaç küçük
konargöçer grubu kalmıştır günümüzde. Sayıları da birkaç yüz kişiyi geçmez.
Hazin bir biçimde, o hayat tarzından sadece develer kalmıştır. Yolunuz düşerse
yaz aylarında Belek, Manavgat ve Alanya’da süslenmiş, çanlı çıngırdaklı turist
taşıyan develer görürsünüz. İşte o günlerden hatıradır bu develer. Ayrıca
Kemer’de ve Antalya Kumluca yolunda yine yerli yabancı turistlere hizmet veren
Yörük çadırları görürsünüz. Yarı müze görünümündeki bu çadırlarda Yörüklere has
ayran ve gözleme yiyebilirsiniz. Antalya’nın yerli halkı bugün bile imkân
bulduğunda yazın Gömbe, Sütleğen, Alanya gibi yaylalara çıkar. Bu gelenek,
atalarından kalan bir hatıradır. Alanya gibi bazı ilçelerde kışın Toros
dağlarında kuyularda saklanan karların, Ağustos ayında dağdan indirilerek ilçe
merkezine getirildiğini, şerbet haline getirilerek seyyar satıcılar tarafından
satıldığını görürsünüz. Bu da yine Yörüklerin eski geleneklerinden sadece
biridir.
Yerel Yemekler : Yörüklerin beslenme
tarzının temelini, hayvancılık ve buğdaydan elde edilen besinler belirler. Kıyı
şeridinde az da olsa yaş sebze üretilmesine karşın iç bölgelere gidildikçe
buğday ve kuru sebze ağırlık kazanır. Antalya’da dünya mutfaklarının tamamına
turistik otel ve lokantalarında bulmak mümkündür. Ama yöreye has yerel yemekler
şunlardır: Saç kavurması, Tandır kebabı, Kölle (buğday, fasulye, nohut ve bakla
haşlaması), Domates civesi, Hibeş, Arapaşı
İklimi: Akdeniz ikliminin
hâkim olduğu Antalya’da, kışlar ılıman ve yağışlı, yazlar ise sıcak ve kurak
geçer.
Ulaşımı: Karayolu, havayolu ve denizyolu ile ulaşım
sağlanmaktadır. Antalya havalimanı uluslararası hava trafiğine açıktır.